Category Archives: Vilnius

Vilnius – 04 (Air Gitar)

Arkadaşlar neden hep yurt dışını anlatıyorsun, ara sıra Türkiye’de gittiğin yerleri de yaz, anlat diyor. Onları da sırası geldiğinde anlatacağım. Böyle bir anektod düşeyim dedim.

Ben yine kısa bi yurt dışı anımı anlatmak istiyorum.

Gezdiğim yerleri özlemeye başlayınca çok hassaslaşıyorum. Görüdüğüm herhangi bir şey bana oraları hatırlatabiliyor. Geçen gün nette Samsung’un bi yarışmasını gördüm. Zaten hassasım, böyle bir şeyi görünce de Litvanya’daki en çılgın günüme gitmemek imkansız. (Bu yarışmayı düşünen tüm samsung çalışanlarını teker teker öpmek istiyorum.)

airgitar

Başkent Vilnius’a ikinci sefer gittiğimde Tamsta barda bir yarışmaya katıldım. (Tamsta eğlenmek için güzel bir yerdir.)
Hayali gitar çalıyorsun, en güzel çalan o akşam içkileri beleşe getiriyor. Güzel değil mi?!
En güzel çalan ben değildim ama turist olduğumdan mıdır nedir, en çok alkışı ben almıştım:) Böyle de güzel insanlar var işte.
Mayıs ayında giderseniz siz de deneyin.İçkileri bedavaya getirin, hatta eğlencenin dibine vurun.

Reklamlar

Vilnius – 03

Gidiyoruuuuz… Hazır mısınız? En güzel kıyafetlerinizi giydiniz mi? 

tamsta02

Bu gece iki alternatifimiz var. İkisine de gitmenizi öneririm. Gidenler pişman olmadı, bilesiniz:) Önce loş ışıklar altında canlı jazz dinleyebileceğimiz bir yere gidiyoruz. Adı TAMSTA, adresi Subaciaus 11a. Çok basit, eski fabrika neresi diye sorarsanız daha kolay bulursunuz. Tamsta’da haftanın 4 gecesi canlı jazz var, hatta Çarşamba günleri open-mic günü. Yani, isteyen sahneye çıkıp yetenekleri sergileyebiliyor.

pross

Tamsta’da 2-3 tane Litvanya birası içtikten sonra, saat de geç olduktan sonra ikinci mekanımıza doğru yola çıkıyoruz. Eğer kış mevsimindeyseniz çok sıkı giyinin, geceleri felaket soğuk oluyor. Veeee geldik. Araları yürümeyle 15 dakika. Adı PROSPEKTO, adresi Gedimino 2. Gerçekten felekten bir gece geçirmek istiyorsanız, burası hayatınızda bir ilk olacak. Şu fotoğraflara bakın 🙂

Sabah uyandığınızda otelinizde olduğunuzdan emin olun:)

Vilnius – 2

Yediniz, doydunuz. Hatta, şiştiniz değil mi:)

Eritme zamanı. Akşama kadar gezeceğiz. Şimdi öncelikle, Vilnius en yüksek yerine gideceğiz. Ve bir şehrin en yüksek yerinde ne olur: Kaleee! Korkmayın öyle en yüksek dediğime, Vilnius tabak gibi bi’ şehir ve en yüksek noktası 200 metre civarında.

Katedrali artık biliyorsunuz. Katedralin arkasındaki okları takip ederek 15 dakika içinde bu noktaya ulaşabilirsiniz. Şehrin en güzel manzaralarından birini burada yakalayacaksınız. Hatta bu şehirden ayrılmadan önce gün batımını son bir kez buradan izleyin. Kale, 13. yüzyılda inşa edilmiş ve 48 metre yüksekliğinde. 

kale

Burayı ziyaret ettikten sonra hemen Kalnai Park’taki “Hill of Three Crosses”a geçiyoruz. İkisi de biribirine çok yakın. Bu iki yer, Vilnius en yüksek 2 doğal noktası. Doğal diyorum, çünkü bir de TV Tower denen bir şey var. O doğal değil, el yapımı:) Konuyu dağıtmayalım. Türkçe’ye 3 Haç olarak çevirebileceğimiz tepenin hikayesi: Zamanında 3 Ortodoks rahibi burada öldürülmüş. Onların anısına 3 haç dikilmiş. Yılın belli dönemlerinde insanlar burayı ziyaret ediyor. Buradan manzaraya bi’ bakın. Yugoslav ve İtalyan karışımı bir şehir ayaklarınızın altında serili olacak. Fotoğraf koymuyorum. Gidin, görün:)

3cross

Son bir yer daha söyleyeceğim ve oradan sonra bi’ yorgunluk kahvesi içip alemler hazırlanacağız. Gezilmesi gereken diğer yerleri de sonraki yazılarda anlatacağım. Bugünlük son durağımız  16 yüzyılda inşa edilmiş Gate of Down. Meryem Ana gibi bir hayat süren Rahibe Teresa için yapılmış. Ama bu geçitin diğer tarafına bakaak olursanız, şehri düşmanlardan korumak için mevizlenmiş askerlerin bulunduğu odacıkları görürsünüz. Yani zamanın kutsal geçiti, başka zamanların koruma kalkanı olmuş. İçeri girin dilek dileyin. Gezin. Dua edin. Ne çıkar? 

gatesofdown

Vilnius – 1

(Prag’tan çok bahsettim. Belki ileriki yazılarımda geri dönerim.)

Sıra geldi Vilnius’a. Vilnius neresi yahu mu dediniz. Telepatik güçlerim vardır. Siz okurken, ben duyarım. Vilnius, Litvanya’nın başkenti. Güzeldir. Kışları soğuktur. Yazları, Türkiye’nin ilk bahar havasını tadarsınız. Doğu Karadeniz’in tüm yeşil tonlarına burada rastlamak mümkün. 

Benim Vilnius’ta bulunduğun günlerde Vilnius, tarihinin en soğuk kışını yaşamaktaydı. Şubat-2006. -30’u gördüm. Dondum dondum dirildim. O şekil yani.

Uçaktan indim. Her yer bembeyaz. O kadar beyaz ki hava alanından çıkışı bulana kadar canım çıktı. Kapısız bembeyaz bir odanın içine hapsedilmiş gibi hissettim kendimi. İlk gün arkadaşımın evinde kaldım. Çünkü gecenin bir yarısı, Avrupa’nın birçok şehrinde olduğu gibi burada da açık bir yerler bulabilmek çok zordur. 

Sabah ilk iş kalacak bir yer buldum. Old town diye tabir ettikleri eski kentte ufak, şirin bi hostel buldum. Her şeyiyle diğer hostellerle aynı standartları barındırıyordu; ancak tek fark ısıtıcılarının hayvan gibi çalışmasıydı:) Dışarıya çıkarken kat kat giyiniyordum, içeride şortla geziniyordum. Bu, o soğuk havada süper bi şi. Hostelin adı Vilnius Backpackers. Vilnius’un mimi olan katedrale çok yakın. (Alttaki fotoya bakın.)

katedral1

Hatta daha sonra bahsedeceğim Uzupis’e de çok yakın.Adres bu: Sv. Mikalojaus 3/1, haritadaki yeri de şu. Kalacak yer bulmak için çok da çabalamayın, hepsi aynı. Arkadaşımın tavsiye ettiği ilk yer de burası. Burası da eski kente çok yakın.Gecelik 10-13 euro arasında değişiyor fiyatlar. 

Yemek yemek bazen çok işkenceli bir hale bürünebiliyor. Çünkü hava soğuk ve insanlar soğukta yağlı yiyecek olduğu için domuz mamüllerini tüketiyorlar. Hatta, bir keresinde hiç bilmeden, kandırılarak, domuz bağırsağına sarılmış patates yedim. Sonra da “Sen de biz ekokoreç yedirmiştiiiiin” gibi haklı bir intikam cümlesi ile karşılaşmıştım. Alma ecnebinin ahını çıkar böğüre, böğüre, çok afedersiniz. Ama şu aşağıdaki fotoda gördüğünüz Pilies Gatve’de her türlü yemeği bulabilirsiniz. Kebap bile. Katedralin hemen arkasında kalıyor.

piliCaddelerine gezerken orta çağ Avrupa’sına yolculuk ediyor insan. Rus zülmünden başka bir hasar görmemiş. Adolf amca pek uğramamış. Dolayısıyla yapı kültürü bozulmamış. Gençleri sıcak, cana yakın; yaşlılara pek bulaşmayın:)

Siz bir yer bulun şu cadde de kendinize, yemek yiyin. Sonra ben size gezilecek birkaç yer göstereceğim, sonra hooop alemlere.