Çok Gezen

Varşova – 02

Şubat 23, 2009 · Yorum Yapın

Bu arada, geçen yazımda söylemeyi unutmuşum. Hava alanından eski kente tek otobüsle gidebilirsiniz. Otobüsün numarası 175.

Hosteldeki odamda yeterince dinlendim. Kot pantolonla uyumanın yarattığı yorgunluğu atmak için hemen sıcak bir duş aldım. Kale meydanında arkadaşlarla buluştum. Ben yine her zamanki gibi güzel ve kaliteli bi jazz bar buldum. Yorucu bir geceye başlamadan önce ilk durak olarak jaz bar, bünyeye iyi geliyor. Vücudu ve kulakları birazcık daha dinlendirip, sonra at koşturmak için sokaklara, kulüplere salmak :)

Jazz barın adı Tygmont jazz club. İnternet sitesi pek yardımcı olmuyor. Adresi ben vereyim, daha iyi: Mazowiecka 6/8. Eski kente çok yakın, yürüme mesafesinde. Giriş ücretsiz ama bazı akşamlar önemli müzisyenler geldiğinde  4-5 dolarlık giriş ücreti alınıyor. Yaklaşık 20 Polonya ‘zloty’si. Yaklaşık 2 saat içerde kaldık, birkaç tane geceye hazırlık olsun diye bira yuvarladık. Votka-tonik karışımını şimdilik erteledik :)

tygmont-jazz-club

Nereye gideceğimizi bilmiyorduk. Aramızda daha önce buraya gelmiş bi arkadaş var. Club Balsam diye bi yerden bahsetti. Oraya gittik. Adresi de vereyim: Ul. Raclawicka, bu da google map. Gayet eğlenceli, hareketli ve sıcak görünüyor. Ama sadece görünüyordu, zira kafamıza göre bi yere gitsek daha fazla eğlenebilirdik gibime geliyor. Her şey yerli yerinde diyorsun ama bir şeyler eksik burada. O da doğallık. Etrafımdaki herkes kasılıyor. Sanki herkes görücüye çıkmış, stres üstüne stres yapmışlar. Ne gerek var, fani dünya. Eğlenmekle coş. Cık cık cık… (Aşağıdaki fotoya bakın, oturarak dans edenler var.)

balsamm

Beğeni oranı düşü kalınca saat 12 gibi başka bir bara gittik. Topluca, sürüyle. Bu daha başarılı bir yerdi. Adı Club Piekarnia, adresi ul. Mlocinska. Bu da google map. Yine merkeze çok yakın. Zaten gecenin bir vakti fazla uzaklaşmaya niyetimiz yoktu. Çok eğlenceli, yer yer kalabalık, süper Dj performansı. Burayı beğendik, sabaha kadar da burada takıldık. Zıplayan zıplayana, hoplayan hoplayana. Zaten bi süre sonra herkes uçtu. Kim ne yapıyor, kimsenin umrunda değil. Bi yer daha duyduk. Gidelim mi gitmeyelim mi diye düşündük. Sonra vazgeçtik. Tamamen öğrencilerin takıldığı bi mekan: Klup Park. İsterseniz gidin.

piekarnia

Saat sabahın 4′ü oldu. Gidip biraz uyumaya karar verdik. Daha sonra şehrin önemli noktalarına demir atacağız: Lazienki Park ve Chopin Heykeli, kiliseler, Warsaw Uprising, Royal Castle… Yani, yorucu bir gün olacak. Azcık, ama azcık dinlenmek gerek.

→ yorum bırakKategoriler: Varşova

Varşova – 01

Şubat 19, 2009 · 1 Yorum

Varşova da doğu Avrupa’nın birçok ülkesi gibi sonbaharda veya kışın ziyaret edilebilecek çok güzel bir şehir. Polonya’nın başkenti.

Bu sefer küçücük bir çanta aldım yanıma. Sadece bir hafta kalacağımdan pek bir şeye ihtiyacım olmayacak. Böylece Varşovaya iner inemez kalacak bir yer aramaktansa, eski kenti gezme fırsatım oldu.

Eski kentte yürüyordum. Hafif yağmur çiseliyordu. Kulağımda Villa Valo, mırıldanıyordum. Yağmur tanelerinin sesini duyabilmek için kulaklıklarımı çıkardım. Üşümüyordum.  Öyle ki, yüzyıllar önce buralarda yaşamış insanları görüyordum etrafımda. Kimi patates sepetiyle sokak aralarında geziniyor, kimisi küçükcük penceresinden başını çıkarmış, insanlarla konuşuyor.

warsaw05
Daha fazla ıslanmadan bir kafeye girdim. Cafe 6/12, ısınmak için ve kalacak bir yer bulmadan önce sıcak bir kahve içmek için güzel bir yer. Kahvemi içerken haritamı karıştırdım, arkadaşlarla buluşmak için bir  yer aradım. Çoğu insan Castle Square dedikleri kale meydanında buluşuyor. Kahvemi içtim, enerjimi depoladım, hoppa. Kalkma zamanı. Hostelime doğru yollandım. Burası da diğer hosteller gibi şirin ve ufak bir yer. Geceliğini 20 euro’ya kurtardım:) Bir de sabah kahvaltısı. Eğer bir ülkenin kültürünü gerçekten yaşamak istiyorsanız ya ufak bi köyünde kalmak gerekir ya da hostellerinde. Aşağıdaki fotoğrafa bakın. Kaldığım oda burası. Süper. Hostelin adı OkiDoki :)

okidokihostel02
Çantalarımı attım, uzandım yatağıma. Yolculuk birazcık yormuş galiba. Akşam arkadaşlarla buluşana kadar biraz kestireyim değil mi:) Güzel yemekler yiyeceğiz. Bir de sabaha kadar sokaklarda sürteceğiz. Aman uyuyakalmayın, uyandırmam ben sizi:)

→ 1 YorumKategoriler: Varşova
Etiketlendi: , , ,

Vilnius – 03

Şubat 13, 2009 · Yorum Yapın

Gidiyoruuuuz… Hazır mısınız? En güzel kıyafetlerinizi giydiniz mi? 

tamsta02

Bu gece iki alternatifimiz var. İkisine de gitmenizi öneririm. Gidenler pişman olmadı, bilesiniz:) Önce loş ışıklar altında canlı jazz dinleyebileceğimiz bir yere gidiyoruz. Adı TAMSTA, adresi Subaciaus 11a. Çok basit, eski fabrika neresi diye sorarsanız daha kolay bulursunuz. Tamsta’da haftanın 4 gecesi canlı jazz var, hatta Çarşamba günleri open-mic günü. Yani, isteyen sahneye çıkıp yetenekleri sergileyebiliyor.

pross

Tamsta’da 2-3 tane Litvanya birası içtikten sonra, saat de geç olduktan sonra ikinci mekanımıza doğru yola çıkıyoruz. Eğer kış mevsimindeyseniz çok sıkı giyinin, geceleri felaket soğuk oluyor. Veeee geldik. Araları yürümeyle 15 dakika. Adı PROSPEKTO, adresi Gedimino 2. Gerçekten felekten bir gece geçirmek istiyorsanız, burası hayatınızda bir ilk olacak. Şu fotoğraflara bakın :)

Sabah uyandığınızda otelinizde olduğunuzdan emin olun:)

→ yorum bırakKategoriler: Vilnius

Vilnius – 2

Şubat 10, 2009 · Yorum Yapın

Yediniz, doydunuz. Hatta, şiştiniz değil mi:)

Eritme zamanı. Akşama kadar gezeceğiz. Şimdi öncelikle, Vilnius en yüksek yerine gideceğiz. Ve bir şehrin en yüksek yerinde ne olur: Kaleee! Korkmayın öyle en yüksek dediğime, Vilnius tabak gibi bi’ şehir ve en yüksek noktası 200 metre civarında.

Katedrali artık biliyorsunuz. Katedralin arkasındaki okları takip ederek 15 dakika içinde bu noktaya ulaşabilirsiniz. Şehrin en güzel manzaralarından birini burada yakalayacaksınız. Hatta bu şehirden ayrılmadan önce gün batımını son bir kez buradan izleyin. Kale, 13. yüzyılda inşa edilmiş ve 48 metre yüksekliğinde. 

kale

Burayı ziyaret ettikten sonra hemen Kalnai Park’taki “Hill of Three Crosses”a geçiyoruz. İkisi de biribirine çok yakın. Bu iki yer, Vilnius en yüksek 2 doğal noktası. Doğal diyorum, çünkü bir de TV Tower denen bir şey var. O doğal değil, el yapımı:) Konuyu dağıtmayalım. Türkçe’ye 3 Haç olarak çevirebileceğimiz tepenin hikayesi: Zamanında 3 Ortodoks rahibi burada öldürülmüş. Onların anısına 3 haç dikilmiş. Yılın belli dönemlerinde insanlar burayı ziyaret ediyor. Buradan manzaraya bi’ bakın. Yugoslav ve İtalyan karışımı bir şehir ayaklarınızın altında serili olacak. Fotoğraf koymuyorum. Gidin, görün:)

3cross

Son bir yer daha söyleyeceğim ve oradan sonra bi’ yorgunluk kahvesi içip alemler hazırlanacağız. Gezilmesi gereken diğer yerleri de sonraki yazılarda anlatacağım. Bugünlük son durağımız  16 yüzyılda inşa edilmiş Gate of Down. Meryem Ana gibi bir hayat süren Rahibe Teresa için yapılmış. Ama bu geçitin diğer tarafına bakaak olursanız, şehri düşmanlardan korumak için mevizlenmiş askerlerin bulunduğu odacıkları görürsünüz. Yani zamanın kutsal geçiti, başka zamanların koruma kalkanı olmuş. İçeri girin dilek dileyin. Gezin. Dua edin. Ne çıkar? 

gatesofdown

→ yorum bırakKategoriler: Vilnius

Vilnius – 1

Şubat 6, 2009 · 2 Yorum

(Prag’tan çok bahsettim. Belki ileriki yazılarımda geri dönerim.)

Sıra geldi Vilnius’a. Vilnius neresi yahu mu dediniz. Telepatik güçlerim vardır. Siz okurken, ben duyarım. Vilnius, Litvanya’nın başkenti. Güzeldir. Kışları soğuktur. Yazları, Türkiye’nin ilk bahar havasını tadarsınız. Doğu Karadeniz’in tüm yeşil tonlarına burada rastlamak mümkün. 

Benim Vilnius’ta bulunduğun günlerde Vilnius, tarihinin en soğuk kışını yaşamaktaydı. Şubat-2006. -30′u gördüm. Dondum dondum dirildim. O şekil yani.

Uçaktan indim. Her yer bembeyaz. O kadar beyaz ki hava alanından çıkışı bulana kadar canım çıktı. Kapısız bembeyaz bir odanın içine hapsedilmiş gibi hissettim kendimi. İlk gün arkadaşımın evinde kaldım. Çünkü gecenin bir yarısı, Avrupa’nın birçok şehrinde olduğu gibi burada da açık bir yerler bulabilmek çok zordur. 

Sabah ilk iş kalacak bir yer buldum. Old town diye tabir ettikleri eski kentte ufak, şirin bi hostel buldum. Her şeyiyle diğer hostellerle aynı standartları barındırıyordu; ancak tek fark ısıtıcılarının hayvan gibi çalışmasıydı:) Dışarıya çıkarken kat kat giyiniyordum, içeride şortla geziniyordum. Bu, o soğuk havada süper bi şi. Hostelin adı Vilnius Backpackers. Vilnius’un mimi olan katedrale çok yakın. (Alttaki fotoya bakın.)

katedral1

Hatta daha sonra bahsedeceğim Uzupis’e de çok yakın.Adres bu: Sv. Mikalojaus 3/1, haritadaki yeri de şu. Kalacak yer bulmak için çok da çabalamayın, hepsi aynı. Arkadaşımın tavsiye ettiği ilk yer de burası. Burası da eski kente çok yakın.Gecelik 10-13 euro arasında değişiyor fiyatlar. 

Yemek yemek bazen çok işkenceli bir hale bürünebiliyor. Çünkü hava soğuk ve insanlar soğukta yağlı yiyecek olduğu için domuz mamüllerini tüketiyorlar. Hatta, bir keresinde hiç bilmeden, kandırılarak, domuz bağırsağına sarılmış patates yedim. Sonra da “Sen de biz ekokoreç yedirmiştiiiiin” gibi haklı bir intikam cümlesi ile karşılaşmıştım. Alma ecnebinin ahını çıkar böğüre, böğüre, çok afedersiniz. Ama şu aşağıdaki fotoda gördüğünüz Pilies Gatve’de her türlü yemeği bulabilirsiniz. Kebap bile. Katedralin hemen arkasında kalıyor.

piliCaddelerine gezerken orta çağ Avrupa’sına yolculuk ediyor insan. Rus zülmünden başka bir hasar görmemiş. Adolf amca pek uğramamış. Dolayısıyla yapı kültürü bozulmamış. Gençleri sıcak, cana yakın; yaşlılara pek bulaşmayın:)

Siz bir yer bulun şu cadde de kendinize, yemek yiyin. Sonra ben size gezilecek birkaç yer göstereceğim, sonra hooop alemlere.

→ 2 YorumKategoriler: Vilnius
Etiketlendi: , , , , ,

Prag – 3

Şubat 2, 2009 · Yorum Yapın

Eveet! Çok yorulduk. Jazz sevip sevmediğinizi bilmiyorum ama Prag’da tabanı yanık itler gibi gezdikten sonra bana çok iyi gelmişti. Canlı jazz performansı… Ungelt Jazz CLub’ta. Herkesin ziyaret ettiği saat kulesine çok yakın.

ungelt

Şurada web sitesi ve google map üzerinde nokta atışı var. Biranızı yudumlarken ya da yeşil perinizle baş başayken kesinlikle iyi gelecektir Ungelt Jazz Club. Hele ki gecenin ilerleyen saatlerine enerji depolamak istiyorsanız, bu ziyaret size 5 snickers, 3 redbull, 2 burn etkisi yaratacaktır. 

Dinlendik mi? Bence dinlenmiş olun. Zira, zamanınız benim gibi kısıtlıysa daha çok işimiz var. Şimdi, önce nasıl bir yerde dağıtmak istediğinize karar verin. 80′ler, 90′lar dinlerim, hoplarım zıplarım derseniz Chapeau Rouge Bar & Club’a gidin. Adresi de bu: Jakubska 2, Old Town, Prague 1

canli

Yok efendim, 80′ler, 90′lar evde de var derseniz, daha hareketli bi’ yer isterseniz buyrun sizi Karlovy Lazne Dance Club’a alayım. Ama çok sıkışık, ona göre: Novotneho Lavka 5, Old Town, Prague 1

hoplamli1

Yahu, bi’ daha mı geleceğiz Prag’a, hadi sadede gel derseniz de Captain Nemo Strip Club hizmetinizde. Fakat hak verirsiniz ki oranın fotoğrafı yok:) Adres: Ovocný trh 13, Old Town, Prague 1. (Old Town’daki bulabildiğimiz tek strip club buydu, ama New Town denen yerde bi’ sürü var.)

Ee, artık yorumuş olmalısınız. Gidin yatın, ne bileyim. 2-3 saat uyumanız şart.

→ yorum bırakKategoriler: Prag
Etiketlendi: , , , ,

Prag – 2

Ocak 28, 2009 · 1 Yorum

Aç bıraktım sizi, pardon:)

İndiniz, otelinize yerleştiniz. Şimdi karnımızı doyurma vakti. Herhangi bir yerde yemek yiyebilirsiniz. McDonald’s var, KFC var. İtalyan restaurantı var, Yunanı var. Yerel bi’ şeyler bulmak zor, bunun için biraz şehrin dışına çıkmanız gerekiyor.

Ama ben size tek bir yer tavsiye edeceğim. Ve oraya mutlaka gidin. Lütfen gidin. Hayır, tabii ki komisyon almıyorum adamlardan. Ama ben her Prag’a gidişimde buraya uğramadan geri dönmem.

Restaurantın adı CANTINA, adresi MALA STRANA, UJEZD 38. Çok güzel bir meksika mutfağı. Ve ucuz. Hatta, yemekten sonra biraz muhabbet edip tekilalarınızı yuvarlayabilirsiniz:)
>>> www.restauracecantina.cz/

meksika

meksika2

Karnımız doyduysa şimdi eritme vakti. Prag Kalesi’ne çıkmadan önce yolunuzun üzerindeki National Museum’a uğrayın. Giriş ucuz. Kırmızı bir halı karşılayacak sizi. İçerde çeşit çeşit hayvan fosilleri, değerli taşlar vs. göreceksiniz.

nationalmuseum
Burada fazla oyalanmadan kalenin yolunu tutun, zira erken kapanıyor. Eli boş geri dönmek insanın içine oturuyor. 9. yüzyıldan kalma bu kale, dünyanın en büyük kalelerinden biri. 570m yükseklik, 130m genişlik. Çek Cumhuriyeti, Çekoslavakya’nın imparatorları ve kralları burada yaşamışlar. 1918 yılından bu yana devlet başkanı oturmakta.

kalepraha3

Yoruldunuz değil mi? Ayaklarınıza kara sular indi. Yarın, bi’ yandan dinlenebileceğiniz, bi’ yandan da çok güzel jazz dinleyebileceğiniz bi’ kulüpten bahsedeceğim. İpucu… Adı: Ungelt.

→ 1 YorumKategoriler: Prag
Etiketlendi: , , , , ,

Prag – 1

Ocak 27, 2009 · Yorum Yapın

(Viyana yazılarına çok kısa bir ara verip, Prag’tan bahsedeceğim.)

Prag da Viyana gibi anlatarak bitirilemeyecek şehirlerden biri. O zaman n’apıyoruz? En yakın tatilde çantamızı sırtlayıp Prag’a uçuyoruz. Ben sadece Prag’a indiğinizde size yardımcı olacak yerleri, insanları anlatacağım. Gördüğüm her şeyi anlatamam ki, azcık da bana kalsın:)

Prag’a ilk adımınızı attığınızda gökyüzüne bakın ve derin bir nefes alın. Bu eylem, hem “Seni yeneceğim Prag” anlamına gelir, hem de uzun ve unutulmayacak bir gezi öncesi ilk hazırlıklar anlamına gelir. Prag’ı gezmek için belli bir mevsim seçmenize gerek yok; her mevsim güzeldir. He, illa ki bi mevsim söyle derseniz, sonbaharın ilk aylarını tavsiye edebilirim.

Pekiii! İndikten sonra ilk iş bir yere yerleşmek olacaktır. Bir otel, bir de hostel adı vereceğim. Bunlar hem ucuz, hem konforlu, hem de Prag’da bulunduğunuzu her an hatırlatacak yapıda yerler.

1- Hotel City-Centre, 1. Bölge, Revolucni 4: Merkeze çok yakın. Ne kadar yakın derseniz, gece sarhoş olduğunuzda kısa sürede kendinizi yatağa atabilecek kadar yakın:) Bir geceyi 15 yuro ödeyerek geçirebilirsiniz. 24 saat sıcak su, televizyon ve sabah kahvaltısı yanında ekstrası. >>> www.city-centre.cz

citycentre

2- Hostel One Prague, Cimburkova 916/8: İşte burası harika bir yer. Tatil yaparken de yeni insanlarla tanışmak isterseniz, burası bir numara. Temiz, rahat, ucuz. Geceliğine 9-15 yuro ödeyerek kalabilirsiniz. Mutfak sizin, bahçe sizin. Geceleri dışarı çıkıp paraları çarçur etmeye gerek yok. Alın ne alacaksanız, gelin hostele, bahçe de millet sizi bekliyor olacaktır zaten:)

hostelim02

hostelim03

Yerleştiniz mi? Heh, şimdi azcık dinlenin. Sonra size yemek yeme yerlerini göstereceğim.

→ yorum bırakKategoriler: Prag
Etiketlendi: , , ,

Viyana – 2

Ocak 26, 2009 · Yorum Yapın

Viyana’da gezilecek-görülecek yerlerden teker teker bahsetmek aslında çok zor. Çünkü yürüdüğünüz her sokak, girdiğiniz her bar aslında görülmesi gereken yerler listenizde bulunması gerekiyor. Amma da övdüm he Viyana’yı. (Viyana hükümetine sesleniyorum, burs bağlayın bana.)

Öncelikle Stephansplatz’dan bahsedeyim. Gayet görkemli ve birçok insanın buluşma noktası olarak kullandığı bir katedral. Aziz Stephen’in mezarını barındırır, ayrıca arka tarafında hançerlenen bir yeniçeri askerinin heykeli bulunur. (içim sızladı yemin ediyorum.)

01yeniceri

Avusturya Dükü IV. Rudolf tarafından 1365 yılında inşa edilmiş katedral, Viyana’nın en önemli simgesi haline gelmiş. Ayrıca, burası Viyana başpiskoposunun yaşadığı yer olarak da bilinmektedir. El öpmek, günah çıkarmak, bi hal hatır sormak isterseniz burada bulabilirsiniz kendisini.

Katedralden çıkıp, biraz daha aydınlık bi mekana gitmek isterseniz Mozart’ın evini ziyaret etmek iyi gelecektir. Yol tarif ettirmeyin bana, elinizdeki haritada yazıyordur zaten:)

stephansplatz

Buraları gezdikten sonra bi kahve molası vermek tam yerinde olacaktır. Katedralin civarında Kohlmarkt caddesindeki 200 yıllık pastane “Demel”e uğrayın. Çikolatalı kekinizi söyleyin, bir de yanında portakallı likör.

Siz burada muhabbet ededurun, ben bir sonraki yazıya kadar gezdiğim yerleri düşüneyim.

→ yorum bırakKategoriler: Viyana

Viyana – 1

Ocak 20, 2009 · Yorum Yapın

Viyana, kısa bir yazıyla anlatılacak şehirlerden değil. Bu yüzden, ilerleyen günlerde de ara ara Viyana’dan dem vuracağım.

Havaalanından şehir merkezine gitmek için sakın taksiye binmeyin. Pahalı olup olmadığını bilmiyorum ama daha kolay ve hızlı bir yol var: Metro. 2 yuroya bilet alıp binin ve gideceğiniz yeri metronun içindeki durak tabelasından takip edin. Zira, çantalarınız ağırsa, orasına karışmam. Hem ne gerek var göç eder gibi çantalar yüklenmeye.

Turist bilgi merkezinde okuduğum bir yazıya göre Avusturya milleti olmayan tek ulusmuş. Yani, Avusturyalı diye biri yok. Orada doğmuş büyümüş insanlar var. Ama aslen ya Almanlar, ya Belçikalı, ya Fransız… Daha uzar gider bu.

Kalacak yer olarak bir çok seçeneğiniz var ; otel, hostel, yurt, sokak:) Size Wombat Hostel’i tavsiye ederim. Birçok otele taş çıkarır bir hizmet sunuyorlar. Merkeze de çok yakın.

wombats_hostels_reception

Yemek yemek hiç sorun değil. Metronun yürüyen merdivenlerinden çıkarken “Urfa Lezzet” restaruantı sizi karşılıyor. O olmadı Şato Restaurant var:) İlla ki yabancı bi’ şeyler yemek isterseniz de Philharmonikerstrasse 4′teki Ana Sacher’e gidin ve şinitzel yiyin.

anasacher

Geceleri n’apılııır? Çok şey yapılır. Ama saat 6′dan sonra sokakta birilerini görmek imkansızdır. Ya evdeler, ya barda. Bermuda üçgeni diye adlandırılan bir yer var. Bir çok turistik bar ve gece klubünü burada bulabilirsiniz ama ben size derim ki FLEX‘e gidin. Bu kadar güzel bir yere ben daha önce gitmedim. Babylon’u sevenler burada daha fazlasını bulacaktır, eminim. Bir de değişik bir uygulama var: Keyif veren her içecek serbest:)

flex

Offf… Yoruldum ve Viyana’yı özledim. Sonra gezilecek güzel yerlerden devam edeceğim. İyi bakın kendinize.

→ yorum bırakKategoriler: Viyana